Başarım Anadolu Lisesi Başarının Adresi...

Eğitim Danışmanımız

İlhan ÜRKMEZ

Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

Hayalimdeki Yaşam | İlhan ÜRKMEZ, Muhsin YILMAZ

ViDEOLAR

MAKALELER

Kendini Tanı,
Gücünü Bil ve Kendine İnan

Başarı, önce başarılı olmaya inananların sonra da inandığı gibi çalışanların ve yaşayanların hakkıdır. İnanç, iradenin bedeni başarının ise ruhudur. Düşün, inan, irade göster ve yap. Her düşüncenin inanca dönüşme potansiyeli, her inancın da kendisini gerçekleştirme gücü vardır.Bu gücü önce yarat sonra da hisset. İraden rehberin, inancın motivasyon ateşin olsun.

İlhan Ürkmez
Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

 

Kişinin zekası yüksek olabilir fakat irade gücü zayıf ise o üstün zeka atıl kalır. Yapabileceğinin sınırlarını zorlamaz. Kolaya kaçar. Kolay elde edilen sonuçlarla yetinir. Zora gelmez. Kolaya alışan insan ise sorunlara yakın durur.

Diğer taraftan zekası ortalarda olupta iradesi güçlü kişi azmeder. Yapabileceğinin sınırlarını zorlar. Kolay elde edilen sonuçların mutluluk vermediğini bilir. Zoru sever. En uzağa giden okun en gergin yaydan çıktığını bilir ve hedefine kitlenir.

Hem iradesi hem de zekası yüksek olan kişinin ise önünde hiç bir güç duramaz. Böyle bir kişi hayatın kendi istediği gibi gerçekleşmesini sağlar ve istediği şekilde yaşar.

Motivasyon; stoklanamaz, saklanamaz, ödünç alınamaz ve alınıp satılamaz. Motivasyon süreklilik arz etmez. Kişinin ruh haliyle doğrudan ilgilidir ve duruma, olaylara göre değişkenlik gösterebilir. Burada önemli olan nokta; motivasyona ihtiyacımız olduğunda onu hissetmek, üretmek ve yaşamaktır.

İçten gelen motivasyon ile dıştan gelen motivasyon olmak üzere iki çeşit motivasyon vardır. İçten gelen motivasyon kişinin kontrolü dahilinde iken, dıştan gelen motivasyon dış faktörlere bağlı olarak gelişir ve değişir.

İç motivasyonu azaltan ve çoğaltan kişinin olaya bakış açısıdır. Bakış açısı sadece motivasyonu değil, kişinin içinde beslediği ve büyüttüğü her şeyin kaynağıdır.

Motivasyon öylesine güçlü bir ateştir ki; kişi şu an herşeyini kaybetse bile geleceğinin orda yine eskiden düşündüğü gibi durduğunu gösterir. Unutmayın; bir işi başarmakta sizin elinizde başaramamakta.Her iki sonuç arasındaki tek fark başaran kişinin başaracağına olan inancı iken, başaramayan kişinin ise yenilgiyi baştan kabul edip teslimiyatçı olmasıdır. Kendi sahip olduğu bilgi, beceri ve yetkinlikleriyle hedefini gerçekleştiremeyeceğine inanan kişi, teslim bayrağını çekmiş demektir.

İnsanın kendisine en fazla inandığı ve güvendiği an bütün dünyayı karşısına aldığı ve hedefine bağlı kalarak, adanarak çalıştığı andır. Bu sebepledir ki zaten büyük insanlar, her zaman ilk zaferlerini kendilerine karşı kazanmışlardır.

Kendini tanı, gücünü bil ve kendine inan. Başaracağına inanırsan ancak o zaman inandıklarını görebilirsin. Bir şeyleri başarabileceğine ne kadar inanırsan, o başarıya o kadar çok yatırım yaparsın.

Yolun açık olsun. Bu yolda inanarak ve adanarak yürü. Senden beklenen budur.

Davranışlar Değişmezse
Sonuçlar da Değişmez

Hayatta işlediğimiz hataların çoğu; düşünmek gerektiği yerde hislerimizle, hissetmek gerektiği yerde düşüncelerimizle hareket etmemizden kaynaklanır.

İlhan Ürkmez
Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

 

Başarı; zihnimizdeki düşünceleri ve hissettiğimiz duyguları tanımayı, bunları kontrolümüz altına alarak sağlıklı düşünceler temelinde seçilmiş davranış göstermeyi gerektirir.

Başarı yolunda ilerlerken kişi bedenen ve zihnen bir yolculuk yapar. Bu yolculukta yaşanan değişimler ve elde edilen kazanımlar ya kişiyi başarıya yada başarısızlığa götürür.Önemli olan böyle bir yolculukta zihnen ve bedenen yaşanacak değişim ve gelişimin bizim kontrolümüzde gelişmesidir.

Başarı; hedefin gerçekleşmesi demektir. Hedefin gerçekleşmesi ise ancak sonuçların değişmesi ile mümkün olur.

Başarı yolundaki bu uzun soluklu yolculukta önemli değişim ve gelişim durakları vardır. Bu durakların farkında olarak ve iyi yönetilerek başarı elde edilebilir.

Bu değişim ve gelişim duraklarında inançlar, düşünceler, duygular, davranışlar ve sonuçlar değişir. Unutulmamalıdır ki; en çarpıcı ve en kalıcı başarılar önce inançların değişmesini gerektirir. İnançlar değişmeyip sabit kaldığı sürece ve başarı için gerekli davranış değişikliği harekete dönüşmediği sürece sonuçlar değişmez. Bu sebeple; başarmaya olan inanç ve bu inancı destekleyen diğer unsurlar önce sorgulanmalı, dokuz şiddetinde bir deprem yaşamış gibi sallanmalı ve yeniden oluşturularak hedeflenen başarıya hizmet edecek konuma getirilmelidir.

İnançlardaki değişim düşünceleri de değiştirecektir. Olaya bakış açısındaki düşünsel farklılık daha önce düşünülmeyen yeni düşüncelere kapı açacaktır.

Düşünceler değişince yaşanılan olaylara ilişkin ve bu olaylara verilen tepkiler temelinde hissedilen duygularda değişecektir. Duygular insanın yakıtıdır. Motivasyon kaynağıdır. Daha iyisini yapmaya kişiyi zorlayan itici güçtür.

İnançlar, düşünceler ve duygular başarı odaklı değişim gösterip geliştikçe kişiyi istediği sonuca götürecek davranışlarda değişmeye başlar. Davranışlardaki değişimi inanç, düşünce ve duygulardaki değişim sağlar ama davranış olumlu değiştikçe ve gelişerek olgunlaştıkça davranışlardaki bu değişim gerisin geri giderek duyguları, düşünceleri ve inançları değiştirmeye başlar.Bir süre sonra inançlar, düşünceler, duygular ve davranışlar başarı odaklı olacak şekilde birbirlerini etkilemeye, değiştirmeye ve kontrol ederek geliştirmeye başlar.İşte böylesi bir çoklu etkileşim ortamını yakalayan kişi artık sonuçları değiştirmeye hazırdır. Şaşılacak derece de inanılmaz sonuçlar oluşmaya başlar. Sonuçlar değiştikçe ve hedeflenen başarıya hizmet ettikçe kişi daha bir cesaret kazanır.Başarının gerçekleştirilebilir ve elde edilebilir olduğunu gördükçe de kişi başarı odaklı kalarak başarıya adanır.İşte başarı böyle bir sürecin sonunda yakalanır.

Bu sebeple; başarı yolunda kalıcı sonuçlar almak için yapılması gereken ilk şey kişinin inançlarını, düşünce ve duygularını değiştirerek hedefini gerçekleştirecek şekilde tekrardan oluşturulması ve organize etmesidir.

İnançlar, düşünceler ve duygular değişmeden kesin ve kalıcı sonuçlar elde edilemez. Başarısızlığı üreten paradigma inançlardan, düşüncelerden ve duygulardan sökülüp atılmadıkça davranışlar değişmez.Davranışlar değişmezse sonuçlar da değişmez.

Sınava Ne Kadar Hazırsın?

Hiç bir sınav, sınav öncesinde kazanılmaz. Ama sınava hazırlıksız ve uygun olmayan bir tutumla ve sınav öncesi oluşturulmuş zayıf bir irade gücüyle girmek, mutlak başarısızlığı getirir.

İlhan Ürkmez
Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

 

Üniversite sınavında hangi konulardan soru geleceği bellidir. Sınava giren her öğrenci bunu bilerek buna göre çalışır. Fizik, Kimya, Tarih, Matematik, Edebiyat vb. konulara çalışarak bu sürecin sonunda her konunun kendi çapında bir profesörü olur. Çünkü; üniversite sınavı, öğrenciden bu konularda “bilmesini” ve sonra da bilgisini “kullanmasını” ister.

Fakat üniversite sınavı, öğrenciden bu konuların dışında başka bir şey daha ister. Sınav anında da yukarda söz edilen konuların bilgisini test ederken bir başka alanda daha öğrencinin bilgi ve tecrübesini test eder. İşte bu irade ve öğrencinin tutum ve davranışlar boyutudur.

İrade gücü kişiye bir işi yapabileceğine yönelik “inanç” ve “cesaret” verir. Kişiyi isteklendirir, yüreklendirir ve uzaktaki bir hedefi yakın eder.

Öğrenci üniversite sınavına hazırlandığı aylar ve yıllar boyunca farkında olmasa da kendi içinde aslında bu irade gücünü de oluşturur, yapılandırır, besler ve çoğaltır. Öğrenciyi, hayatının belki de ilk zaferini kazanacağı sınava hazırlar.

Aslında irade gücü ile girilecek sınavda çözülecek sorular arasında bir bağ ve ilişki yoktur. Fakat o soruların cevaplanmasını sağlayacak bilgi birikimine sahip olmak için güçlü bir irade gücüne gerek vardır.

Bu sebeple; irade gücünü geliştiren, kendi içinde bu gücü var edip besleyen ve çoğaltan kişi, sınav öncesi hazırlığını hem iyi yapar hem de sınavda başarılı olmanın kapısını sonuna kadar açar.

Başarıyı; hayatta yapmamız gerekenler ile yapmamız gerektiği halde yapmadığımız işler belirler.

İrade gücü insana en fazla yapması gerekenleri yapmaya istekli olmadığı durumlarda gerekir. İnsanın yapmak istedikleri ile yapmak zorunda oldukları işler her zaman birbirinden farklıdır ve çatışma halindedir. Böylesi bir çatışmayı yaşayan kişi, bu çatışmadan kendine fayda sağlayacak yönde kazançlı çıkması için irade gücünün o içten gelen ve kişiyi yönlendiren sesine kulak vermelidir. Böyle durumlarda irade gücünün varlığı kişiyi yapmayı istediği işlere değil, yapması gerekenlere yönlendirir.

Her insan hayatı boyunca ya da hayatın belli dönemlerinde kendi içinde böylesi bir çatışmayı yaşar. Yapmayı istediği işler ile yapması gerektiği işler arasında sıkışır, bazen umutsuzluğa kapılır, bazen de çözüme yakın olup kendisine en uygun bir çözümü bulur.

İnsan hayatında böylesine bir çatışmayı yaşamak istemiyorsa yapacağı öncelikli şey; hiç kuşkusuz yaptığı işi sevmesi veya sevdiği işi yapmasıdır. Ya da yaptığı işi sevecek konuma kendisini getirmesidir.

İşini severek yapan insanın yapmayı istedikleri ile yapmak zorunda oldukları arasında fark yoktur. Fark olsa dahi kararını her zaman yapmak zorunda olduğu işlere yönelik verir.Çünkü; iradesi, bilgisi, tecrübesi, tutum ve davranışları, olgunluğu doğru kararı bulmada ona rehberlik eder.

Başarı, sevmediğiniz işleri büyük bir irade gücüyle nasıl yaptığınıza bağlıdır. Çünkü; iradesi güçlü insanlar en zor şartlar altında dahi başarıya odaklı kalırlar.

Hiç bir sınav sınav öncesinde kazanılmaz. Ama sınava hazırlıksız ve uygun olmayan bir tutumla ve sınav öncesi oluşturulmuş zayıf bir irade gücüyle girmek mutlak başarısızlığı getirir. Çünkü; sınavda başarıyı yakalamak kişinin yapılması gerekeni yapılması gerektiği zamanda ve yapılması gerektiği gibi yapmasına bağlıdır. Bu da ancak yüksek seviye de bir irade ile birlikte, bu iradeyi destekleyen ve güçlendiren düşünce, tutum ve davranış ile olur.

Başarı, Onu İstemekle Elde Edilir

“Hayatta geldiğimiz ya da geleceğimiz yeri tayin eden yaptıklarımızdan daha çok yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımızdır. Çünkü; hayat her zaman yapması gerekenleri zamanında ve yapması gerektiği gibi yapan insanı ödüllendirir.”

İlhan Ürkmez
Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

Hayatta başarısız olmak için fazladan çaba harcarız. Hiç kimse durduk yerde başarısız olamaz. Başarısız olmak kendi seçimimizdir. Çünkü, hayat seçimlerden ibarettir. Neyi seçersek onu yaşar ve yaşatırız.

Bir insanın başarılı olup ta diğer bir başka insanın başarısız olmasını sağlayan en temel neden, olaya ve işe bakış açısıyla birlikte “ne istediğini” ve “ne istemediğini” biliyor olmasıdır.

Hayatta “yapmamız gerekenler” ve “yapmak istediklerimiz” vardır. Bu iki nokta arasındaki konumunuz sizin kararlarınızı ve eylemlerinizi etkiler. Yaşarken bir süre sonra nerede olacağınızı belirler.

Başarılı insanlar ile başarısız insanlar arasındaki fark, acıyla zevkin miktarında değil sıralamasındadır. Başarılı insanlar önce acı çeker, sonra zevk alır. Başarısız insanlar ise önce zevk alır sonra acı çeker.

Hayatta her zaman hedefleriniz olmalı. Bu hedefleri gerçekleştirecek planlarınıza uygun davranış içinde olmalısınız. Hedefinizi gerçekleştirmek için hangi davranışı sergilemeniz gerekiyorsa o davranışı sergilemelisiniz.

İki öğrenciyi düşünelim. Birinci öğrenci, derslerine zamanında çalışmakta ve öğrenmesi gerekenleri zamanında öğrenmektedir. Bu sorumluluğunu yerine getirdiği takdirde sınıfını başarıyla geçmektedir. Bu öğrenci önce acı çekmekte sonra zevk almaktadır.

İkinci öğrenci ise derslerine çalışmamakta ve top oynayarak ya da internette oyun oynayarak zaman geçirmektedir. Sınav zamanlarında ise zayıf notlar almakta ve sınıfta kalmaktadır. Hayatta yapması gerekenleri yerinde ve zamanında yapmayan bu ikinci öğrenci top oynamayı ya da internette oyun oynamayı ders çalışmaya tercih ederek önce zevk almakta sonra da sınavlarda zayıf notlar alarak yıl sonunda yaşayacağı olumsuz sonucu yaratmaktadır. Ve…sınıfta kalarak acı çekmektedir.

Birinci öğrenci başarılı olmak için ikinci öğrenci ise başarısız olmak için çaba harcamışlardır. Hiç kimse durduk yerde başarılı ya da başarısız olamaz. Başarılı olmak gibi  başarısız olmakta kendi seçimimizdir. Zihinsel ve bedensel enerjimizi nereye akıtır ve nereye yönlendirirsek hayatı istesekte istemesekte orada yaşarız. İkinci öğrenci enerjisini ders çalışmayıp top oynamaya, televizyon seyretmeye ve arkadaşlarıyla gezmeye harcadı. O enerjisini ve zamanını bu şekilde kullandı. Yıl sonunda ise sınıfta kaldı. Bu öğrenci, birinci öğrenciden farklı olarak önce kendi isteği doğrultusunda zoru değil de kolayı seçti. Zevk alacağı işleri yapmayı tercih etti. Birinci öğrenci ise acı çekmeyi, canı sıkılmayı ve  eğlenmekten fedakarlık etmeyi tercih ederek hayatının kontrolünü kendi eline aldı. Yıl sonu geldiğinde ise başarıyı hak eden davranış içinde olan bir insan görüntüsü içinde başarının zevkini yaşadı.

Hayat içinde başarmayı istediğimiz her neyse onu elde etme ve gerçekleştirme yolculuğumuzda önce bedelleri öder sonra ödülleri alırız. Başarı arı gibidir, ağzında bal kuyruğunda zehir vardır. İğnesine katlanmayana balını vermez.
Başarılı olmak istiyorsanız şu soruyu kendinize sorun; “Bugün yapmadıklarımın gelecekteki sonuçları neler olacak?”
Unutmamak gerekir ki, hayatın her hangi bir anında başımıza gelen her hangi birşeyin oluşmasında bizimde katkımız vardır. Olumlu ya da olumsuz bizi etkileyen her hangi bir şeyin oluşmasında bizim katkımız dış faktörlerin katkısından her zaman daha çoktur. Çünkü, hayatın prensibi çok açıktır. Sen hazır olmadıkça hiç bir şey senin için hazır değildir. Bir hedefin varsa ve gerçekleştirmek istediğin bir idealin varsa öncelikle yapman gereken senin o ideali gerçekleştirecek düşünce ve davranış içinde olmandır.

Biraz önceki iki öğrenci örneğine tekrar dönelim. Bugün yapması gerektiği halde yapmadıklarının 5-10 yıl sonra sonucu hangi öğrenciyi mutsuz eder? Hangi öğrenci gelecekte başarılı ve mutlu bir hayat yaşar?

Hayat, her zaman yapması gerekenleri zamanında yapan insanı ödüllendirir. Başarı ve şans, kişinin zihnen, bedenen ve beynen hazır olup olmamasına bağlıdır. Yapması gerekenleri yapması gerektiği gibi zamanında yapıp yapmamasına bağlıdır.

Hayatın her anında ve bir işi yaparken veya hedefini gerçekleştirirken şu temel iki soruyu kendine sor;

1.Yapmam gerektiği halde yapmadıklarım nelerdir?
2.Yapmamam gerektiği halde yaptıklarım nelerdir?

 Bu iki soruya vereceğiniz cevapların ne olduğu ve sizin bu cevaplar karşısında nerede olduğunuz başarınızın derecesini de belirleyecektir. Bu sebeple, yapmanız gereken ne ise onu yapın. Bu yapmanız gerekenleri yapılması gereken zamanda ve yapılması gerektiği gibi yapın.

Bugün geleceğin dünü, gelecek ise bugünün yarınıdır. Bugün yaşadıklarını ve yapman gerektiği halde yapmadıklarını önemse…Bugün yapman gerektiği halde yapmadıkların veya yapmaman gerektiği halde yaptıkların geleceğini “yaşanmaz” hale getirebilir. Bugün yaşadığın sorunlar geçmişte yapman gerektiği halde yapmadığın işlerin sonucudur.

Televizyonda hayretle izlediğimiz ve çok tehlikeli bulduğumuz ralli yarışlarında ki  ralli sürücülerine taşlı topraklı ve  engebeli o yollardan, keskin “U” dönüşlü virajlardan ve görünüşte bir arabanın  geçmesinin zor olduğu geçitlerden geçmeyi nasıl başardıkları sorulduğunda şu cevabı verirler; “Gitmek istemediğim yere değil, gitmek istediğim yere bakıyorum”. Hayatımızda da başarmak istiyorsak istemediğimiz şeylere değil, istediğimiz şeylere odaklanmalıyız. İstediğimiz şeylere odaklanarak çalışmalıyız.

Başarının, çalışmaktan önce geldiği tek yer Türkçe sözlüktür. Unutmayın..! Yapmanız gerektiği halde yapmadıklarınızın hesabını birgün mutlaka ödeyeceğinizin bilincinde olarak yaşayın…

Sevgiyle kalın…Başarı dolu günlerde dostça kalın…

Başarmak İçin Oyunda Kalın

Başarmak için ilk yapmanız gereken şey oyunun içinde olmaktır, oyunun dışında kalmak ve oyunu seyretmek değil. Oyunun içinde olan başarır ve alkışlanır. Oyunun dışında olan ise sadece seyreder ve alkışlar. Yapacağı tek şey budur. İşte bu sebeple; ya içindesindir hayatın yada dışında. Sen yeter ki oyunu kuralına göre oyna. Seyirci olma, oyunda ol. Çünkü; fark orada.”

İlhan Ürkmez
Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

A takımlarının maçları oynanmadan önce, her iki takımın Genç takımları kendi aralarında maç yaparlardı.

Genç takımın kadrosundaki çocukların çoğu birinci ve ikinci sınıf öğrencileriydi. A takımının kadrosundaki çocukların çoğu ise üçüncü sınıf ve son sınıf öğrencileriydi. Genç takımdan iki veya üç çocuk, A takımının maçlarında kadroya alınırdı fakat oynatılmayarak kenarda oturtulurdu. A takımın maçı kaybettiği kesin olmadığı sürece, takım ister önde olsun, ister geride, genç takımdan gelen oyuncular maça alınmazlardı.

Genç takım oyuncularının arasında, en az A takımındakiler  kadar iyi olanlar, onlar kadar iyi olmaya yaklaşanlar ve hatta muhtemelen onlardan daha iyi oynayanlar da vardı. Ne var ki son sınıf öğrencileri daima ikinci sınıf öğrencilerine tercih edilirdi. Genç takımda  oynayan her çocuk, A takımında oynamak için her şeyini verirdi.

Genç takımın maçının son çeyreğinde, A takımı oyuncuları kendi maçları için hazırlanmaya başlardı. O gece genç takım maçı kazandıktan ve soyunma odasında toplandıktan sonra, takımın koçu, ikinci sınıf öğrencisi olan, başarılı genç takım oyuncularından birinin yanına gitti ve “Ozan, senden bir iyilik yapmanı istiyorum. Volkan ayakkabılarını unutmuş. Ayakkabı numaralarınız aynı. Bu geceki maç için ayakkabılarını ona ödünç ver” dedi.

Ozan koç`a baktı ve “Olmaz,” dedi.

“Olmaz da ne demek?” dedi koç.”Ayakkabılarını Volkan`a ver.”

“Koç,” dedi Ozan. ”Ben de Volkan gibi savunmada oynuyorum. O oynamayacaksa, ben oynarım.”

“Sen hiç ana takım maçına çıkmadın. Bu büyük bir maç. Takımın Volkan`a ihtiyacı var. Bu maç çok önemli. Ayakkabılarını ver. Hemen!”

“Demek ki bu maç Volkan için o kadar da önemli değilmiş. Maça çıkmaya hazırlıklı gelmemiş. Ben geldim. Maça çıkmaya hazırım. Ayakkabılarımı ona vermeyeceğim.”

“Bu yüzden takımdan atılabilirsin Ozan. Lütfen ayakkabılarını Volkan`a ver.”

“Olmaz. Ayakkabılarımı ona verirsem, bu benim oynamak istemediğim anlamına gelir. Böyle bir şey yapmayacağım.”

Ozan, takımdan atılmadı. Koç, Volkan`ın ayakkabılarını unutmasına çok kızdı. Ozan`ın cesaretinden çok etkilendi. Ozan maça çıktı ve maçın yıldızı oldu. Koç, sonraki maçta da Ozan`ı A takımında çıkardı. Ozan yine iyi bir oyun çıkardı. Ozan, mezun olana kadar diğer tüm A takımı maçlarında, maça başlayan kadronun içinde yer aldı. Volkan ise mezun olana kadar yedek olarak kenarda oturdu. Sadece maçı seyretti. Çünkü; sonucu değiştirecek oyuncuların arasında yani oyunda değildi.

Ya içindesindir hayatın ya da dışında. Sen yeter ki oyunu kuralına göre oyna. Seyirci olma, oyunda ol. Çünkü; fark orada.

Siz, siz olun oyunda olmak ve orada kalmak için daima oyuna hazır olun. Öğrenin, gelişin ve değişin. Kişisel gelişiminize yaptığınız her katkı sizi oyun da tutarken, bu katkıyı yapmayanları da oyunun dışına atar, bu gerçeği asla unutmayın.

Yaptığınız her işe ve gerçekleştirmeyi istediğiniz her hedefe zihnen, bedenen ve beynen hazır olun. Başarı her zaman hazır olan beyinden, hazır olan bedenden ve hazır olan zihinden yanadır. İşte bu sebeple; oyuna çıkacağınız ayakkabıları asla unutmayın.

Unutursan, seyirci olursun. Sen, başkalarını alkışlarsın. Unutmaz ve her zaman hazır olursan da oyunda olursun ve alkışlanırsın. Çünkü; bu oyunun kuralı oyunda olanın alkışlanmasını söyler, oyunun dışın da kalanın ise alkışlamasını…

Hayalleri Olanlar Asla Uyumaz

“El ver, gönül ver, emek ver, yürek ver,
azim göster ve değer ver ama boş verme.”

İlhan Ürkmez
Başarı Koçu, Danışman, Yazar ve Eğitim Uzmanı

1490 yılında Kristof Kolomb, Hint Adaları`na giden yeni ve daha kısa bir yol bulma hayalini ve planını İspanya Kraliçesi Isabelle ve Kral Ferdinad`a sunar. Kraliyet bu etkileyici planın incelenmesi amacıyla bir komite kurar.

Coğrafya uzmanları ve bilim adamlarından oluşan kalabalık bir heyet Kolomb`un planlarını inceler ve şu sonuca ulaşır; “Olanaksız..!”. Buna rağmen yaptığı hesaplara ve etle ettiği bilgilere güvenen Kristof Kolomb, Kraliçe Isabelle ve Kral Ferdinand`ı ikna ederek yolculuk için gerekli mali desteği sağlar.

En kısa sürede Nina, Pinta ve Küçük Santa Maria adlı gemileriyle yola çıkan Kolomb, ulaşılması olanaksız olarak görülen yeni topraklara ayak basarak o güne kadar düz olduğu düşünülen dünyayı birden yuvarlak hale getirmeyi başarır.

Kimsenin hayallerini çalmasına izin verme. Ne durumda olursan ol, kalbinin sesini dinle. Hayalin varsa o hayali gerçekleştirecek tek gereksinimin ateşlenmiş insan ruhudur. Ateşle kendini. Hayaline kitlen.

“Beni öldürmeyen, beni güçlü kılar” diyor Frederich Nietzche. Hayal kurmaktan ve hayalleriniz olmasından korkmayın. Hayaliniz yoksa işte o zaman korkun. Bir insanın yaşamının sınırları, hayal gücüyle sınırlıdır çünkü…
Ancak hayal gücünüz kadar özgürsünüzdür.

Kelebek bir defa kanatlandı mı bir daha asla tırtıl haline gelmez. Bu sebeple; hayallerinizi serbest bırakın. Okun yaydan çıkması gibi hayaliniz bir defa serbest kaldı mı bir daha o yaya dönmez. Hedefini gider bulur. Hayaliniz varsa ve nereye gittiğini biliyorsa tüm dünya sana yol vermek için bir yana çekilir.
Hayalleriniz olmalı. Çünkü; gelecek hakkında düşünemezseniz asla bir geleceğiniz olmaz. Arzu ettiğinizle yapıtığınız şey, hayalleriniz ile hedefiniz arasındaki ana bağlantıdır. Hayallerinizi başkalarıyla paylaşın. Fakat, hayallerinizi  paylaştığınız insanların sizi cesaretlendirecek insanlar olmasına özen gösterin. Hayallerinizi paylaştığınız insanlar rüya söndürücüler değil rüya yapıcılar olmalı. Hayallerinizi, sizi hedefinizi gerçekleştirmeye ateşleyen insanlar ile paylaşın.

Bilgi insanı kuşkudan, iyilik acı çekmekten, kararlılık korkudan kurtarır. Kararlı ol. Hayalini gerçekleştirmek için önüne çıkan engellerin seni durdurmasına izin verme.

Bir gün kurbağalar, aralarında bir yarış yapmaya karar verirler. Yarışmaya on kurbağa katılacaktır. Yarışmanın hedefi ise şimdiye kadar defalarca denenmesine karşın hiç bir kurbağanın çıkamadığı tepeye kadar çıkmaktır.
Yarışmaya deneyimli kurbağalar kadar deneyimsiz ve genç kurbağalarda katılır. Yarışma başlar ve on kurbağa vraklayarak ve zıplayarak tepeye doğru hamle yaparlar. Bu arada  bu kurbağaları izleyen seyirci kurbağalar adeta hep bir ağızdan “Şimdiye kadar o tepeye çıkmayı kimse başaramadı, sizde başaramayacaksınız. Zavallı budala kurbağalar..!” diye mırıldanırlar. Bunu duyan yarışmacı kurbağalar imkansız bir şey yaptıklarını düşünerek o tepenin zirvesine varamadan daha yarı yolda yarışı terk ederler.
Tüm kurbağalar yarışı bırakırken ancak bir genç ve deneyimsiz kurbağa azimle zirveye doğru çıkmaya devam eder. Diğer kurbağalar yine hep bir ağızdan ve bir koro gibi “Vraaaak Vraaaaak bu işi bırak. Kimse başaramadı. Sende bırak..!” diye bağırmaya devam ederler.

Fakat tüm vraklamalara rağmen bu genç kurbağa kimsenin başaramaz dediği şeyi başarır ve zirveye ulaşır.

Yüzlerce vraklayan kurbağa şaşkınlık içindedir. Genç kurbağa zirveden aşağıya indiğinde yarışmadan çekilen diğer kurbağalar onun yanına gelerek sorarlar; “Herkes yarışmayı tamamlayamayacağımızı söylediği halde sen devam ettin. Adeta imkansızı başardın. Bunu nasıl yaptın?”
Genç kurbağa soruya cevap vermeden sessiz bir halde durmakta ve olan biteni seyretmektedir. Cevabı genç kurbağanın annesi verir; “O sağırdır. Hiç bir şey duymaz. Onun için burada bir koro eşliğinde bağıran hiç bir kurbağanın sesini duymadan, sadece hedefine odaklanarak zirveye doğru koştu.”

Hedefiniz varsa ve o hedefinizi ateşlenmiş bir ruh ile yanarak gerçekleştirmek istiyorsanız bazen kulaklarınızı tıkamanız gerekebilir.

Kristof Kolomb hayalini gerçekleştirirken karşısına çıkan bütün engelleri işte böyle yaparak aştı. O kahraman kurbağa da zirveye böyle yaparak ulaştı. Tarihte “olmaz” denileni yapanlar da hep böyle yaptı. İmkansızı başarmak imkansız gibi görünen üstün bir çalışmayla başarılabilir ancak.

Çalışmak gerekiyor, hem de çok…

Ve unutmamak gerekiyor; “Hayalleri olanlar asla uyumaz.”
Uyumadan el vermek, gönül vermek, emek vermek, yürek vermek, değer vermek ama boş vermemek gerekiyor.

Çalışmak gerekiyor, çalışmak…Hem de çok çalışmak…

Kendinizle barışık ve hayallerinize bağlı kalmanız ümidiyle. Sağlıcakla kalın. Dost kalın…